Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

22 tane "kendi düşlerime dair" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"kendi düşlerime dair" tagli diger ogeler resimler , videolar

masalüstü..

.
Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?

..

Ne çok eski ne de çok yeni vakitlerin birinde, bir kız çocuğu varmış. Hani haylice yaramaz bir çocukmuş bu kız. Huysuzmuş bir de üstelik. Annesine, babasına, arkadaşlarına dar edermiş dünyayı. Lafın kısası değme haylazlıklar ondaymış.

Babası ne etsek de bu kızı yola getirsek diye kara kara düşünürmüş. Adamcağız böyle çaresizlik içinde kıvranırken, in mi yoksa cin mi olduğu belli olmayan biri, bir oyuncak vermiş adama: al bunu kızına ver diyerekten. Baba bir hayli zaman anlamamış oyuncağın ne olduğunu- ne işe yaradığını. Çok evirip çevirmiş,bu kutu gibi oyuncağı. Sonunda “ Bizim kızı uslandırmaya fayda etmez ama belki bir iki gün sesini kestirir” diyerekten kızına verivermiş, oyuncağı.

O günden sonra kızı ne zaman görseler elinde bu oyuncak varmış. Dahası sesi soluğu çıkmaz olmuş kızın.

Baba bu kez de kızının bu suskunluğundan rahatsız olmuş. Kendi kendine “ ne olduysa o kutudan oldu, o kutunun ne olduğunu mutlak anlamam gerek” demiş. Ama gel gör ki kız o kutuyu elinden hiç düşürmez, onla yatar onla kalkarmış. Babası bir-iki kere istemiş oyuncağı kızından, ama almak ne mümkün. Kızın inadı tutmuş, göstermemiş dahi..

Bir gece, baba kızının uyuduğundan emin olup, gizlice alıvermiş kutuyu. Birkaç zaman öylece bakmış kutuya. “ Hay aksi şeytan, ne var bu kutuda. Bildiğin kutu işte” diye hayıflanmış. Tam kutuyu yerine bırakacakken görmüş içindekileri. Daha önce nasıl da fark edemediğine şaşırmış: kutunun içindeki üç bölmeyi. Bir parça daha yaklaşmış kutuya, ve ilk bölmede “bizi buradan kurtar!” diye bağrışan “çocukluğu, masumiyeti, mutluluğu” görmüş. Görmesiyle beraber de bir çığlık atıvermiş. Yüreği var gücüyle çarparken, cesaretini toplayıp ikinci bölmeye bakmış. Boş olduğunu görünce kuşkulanmış, yüreği bir fazla rahatsızlanmış. Son gücüyle üçüncü bölmeye bakmış. Bu bölmenin de çoğu boşmuş. Ama gördükleri içinde babanın yüreğini en fazla bu bölme rahatsız etmiş. Üçüncü bölmede kalan azıcık “hüzün” ün üzerine birkaç damla “aşk” bulaşmış.

Deminki çığlığı duyan kız, tatlı uykusundan uyandığında kutusunu göremeyip, soluğu babasının yanında almış. Babasını yere yığılmış bulunca n’olduğunu anlamış. Babası gözlerinde fer kalmamış halde sormuş:

- Bu nasıl oyuncak kızım?

Kız biraz ürkek, biraz cesur yanıtlamış:

- Bu benim masalüstüm baba! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!

&&&

Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?

İşte bu da benim masalüstüm! Solumla, yalanlarımla ve karanlığımla benim masalüstüm! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!

"Acı" ya dair..

 

çoğunun ki somut..

benimki biraz somut, biraz soyut. ama daha çok soyut. farkındayım ama bu birşeyi değiştirmiyor.
sokaklarım uçsuz bucaksız, kayboluyorum araken. köşe başlarında hep aynı siluet. yetişmek, uzanmak, yakalamak zor!

her pencere başka bir diyara açılıyor. kafamı uzatmamla, küçülüyor, ufalıyor, yok oluyor. dönüş kapıları ya kapalı, yada yok. her diyarda dökerek yürüyorum parçaları.. geri dönmek, uzanmak, toplamak zor!

birkaç ayışığı var gecede, nispeten tek yıldız. ilerledikçe aydınlanmıyor, aksine kararıyor. onu tutan direk kırılmış çoktan, gök üzerime çöküyor. parıltı yakın ama uzanacak takati kendimde aramak, bulmak, çıkartmak zor!

karşımda duruyor işte "somut" bir adım atsam titreyecek belki, ama bendeki "soyut" da sarsılacak. soluduğum hava buram buram korku yüklü. alnımda, göz kapaklarımda o bilindik sancı.. "soyut" acır mı? anlamak zor!

- acıtma canımı, git! nasılsa dayanamaz gelirim peşinden
..

çok mu hesapsal yaşıyorum ne?

Dün sabah bir caddeyi karşıya geçecektim ki bir “58” ilişti gözüme.. anlaşılan o da karşıya geçmek istiyordu ama bu işi tek başına yapabilecek gibi değildi hiç. Neden sonra yardım etmeye karar verdim. Girdim koluna. Beraberce geçtik karşıya. “58”in gözleri gülüyordu. Bütün samimiyetiyle teşekkür etti bana. Ben de tüm samimiyetimle rica ettim ona..

Öğlene doğru bir “45” gördüm, köşedeki pidecide. Lahmacun yiyordu. Selam verdim geçerken. Duymadı. İşine kaptırmıştı kendini. Ben de üstelemedim. Geçip gittim yanından.

Akşama doğru bir “22” hızla geçti yanımdan. Peşinden “27”, “33”, “35” ve “37” .bağrışlar çağırışlar kopuyordu sokakta.. Arkama döndüm baktım bir “36” ağlıyordu. “noldu?” dedim kimse bir şey söylemedi. Ama biraz sonra “22”; “27” ve “35” in kolları arasında geçirildi meydandan. “36” hala ağlıyordu ama bu kez sövgüyle karışık bir feryattı tutturduğu.

Bu sabah bir “23”ün öpücüğü olmadan uyandım yine. Sonra aynada ki “21” e gülümsedim. Ve belki de kendi sözlerimi yine kendimin duymasından korktuğum için en küçük harflerle söyledim:

-21 oldun gülümse hadi (!) önünde 22,23…27,..33..35,36,37,….45 ve belki 58 var. Gülümse hadi(!)

&&&

ben hala uyanamadım..
bu bir düş olsa gerek, rakamlar geçip gidiyor önüm sıra..

günahtan korkuyordum

Küçüktüm o zamanlar.. Annem derdi hep:

- harama el uzatma kızım..

o zaman ben de derdim:

- haram nedir ki anne?
- haram; senin olmayandır.
- peki el uzatmak nedir anne?
- sahip olmaya çalışmaktır.
- peki harama el uzatırsam ne olur?
- günah olur kızım.
- peki günah nedir, günah olursa ne olur?
- günah kötüdür, eninde sonunda sana azap verir..

anneme sözüm vardı; harama el uzatmayacaktım. Ve birkaç zaman öncesine kadar da tuttum bu sözümü. . ta ki sevginin verdiği azapla, bir gece tatlı rüyamdan uyanana kadar..

hımm..

ne kadar da baska düşlerimiz..
ben avazım cıktğı kadar bağırırken aşka;o suskun, sade.. ben susarken, boyun eğerken hayata; o asiliklerde, baş kaldırmalarda düzene.. ben hayaline sarılıp uykulara dalarken; o geceye inat uyanık, ayakta.. ben her güne ilk onun adını anıp uyanırken; o düşünmeden tek kez uyuyakalmakta..ben yanımda olmasını, benle kalmasını düşlerken; o gitme hayallerinde..ben konusurken kendimle deli divane, isterken bu kadar,özlerken,küllenmek yerine körüklerken yüreğimi; o kaçışlarda..
ne kadar da baska düşlerimiz..
peki duyduğum bu istek niye? niye hala düşlerimde?
çok şey belki de istediğim, kendimi anlamamışken, bir başkasını, onu anlamak.. ama ne cok isterdim anlamayı, düşlerinde yer vermese de bana..
belki de zorlamamak gerek.giremezsin ki birinin düşlerine sadece sen istiyorsun diye. hem niye bu merak? sanene onun düşlerinden. sen mutlu olsana kurduğun hayallerle. bırak o ne düşlerse düşlesin.. kimse karışamaz ki senin hayallerine.. sarıl istediğin kadar, bagır, haykır seviyorum diye.. senden baska kimse duymaz, görmez nasılsa..kendi düşlerinle yetinmek gerek bazen.. sadece yapmayı bil!!

bir dene en azından


tüm oyunlar tek perdeliktir hayat sahnesinde..
ve herkese bir rol mutlaka düşer.
herkes figüran ve yine herkes başroldür bu sahnede..
yaşayan herkes kıyısından köşesinden
mutlaka ilgilenir bu oyunla,
isterse farkında olsun ister olmasın..

kendi dünyamın başrol oyuncusu, varlığımın dışında gelişen oynun figüranı olarak, senin yokluguna saygı duyuyorum..

lütfen varlığıma saygı duy!!

elma elma söyle bana nerde benim yüreğim?

onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. gökten iki elma düştü. düştüğü yerler besbelli. ikimizde havada yakaladık elmaları. Allah korusun ya kafamıza düşselerdi, koskoca elmalar..

ee.. peki yakaladık da ne oldu. ben yine razı olamadım kendiminkine..neyseki sen hoşgörülüsün. baktın ki; ben gözlerimi sulandırmaya başlamışım, hemen verdin kendininkini.

.

.

.

biliyordum aslında; senle elmaları değiştiriken değişti yüreklerimiz. seninki bende, benimki sende kaldı. tıpkı elmalar gibi..

&&&

sanırım artık itiraf etmem gerek; elmaları değiştirmeyi teklif edeceğini bildiğimden sulu gözlülük yaptım ogün.. 

çingene sokağa aşıktır, ama sokak pişmanlığı affetmez..

sadece siyah kalem çeker kahverengi gözlerine.. ne pulluk, ne allık  ne de başka birşey sürer yüzüne.. her gün güneş doğarken kalkar, ilk iş saçlarını tarar. kömür gibi karadır saçları, beline dökülür hafiften.. teni de saçları gibi karadır çingene kızının.. ama tenine, saçlarına inat pek bir renklidir giydikleri.. allı güllü elbiseleri çıkarmaz hiç üzerinden.. yaz kış boncuklu, pullu terlikleri ayağındadır hep.. bir de kemanı vardır elinden düşürmediği. zaman zaman efgarlanır, efgarlanınca da başlar nagmelere çingene kızı..

bakışı gülüşü sahteden degildir, bir güldü mü yüreğinizi ısıtır bu kara kız.. yalnız, ömrü sokaklarda geçtiğinden olacak ağzı biraz bozuktur. biri ağır bir laf söyleyecek olsa, hemen küfreder. yanına kimin ne niyetle yaklaştığını iyi bilir çingene kızı, bilir de ona göre davranır insanlara..

herkes gibi bir yürek taşır içinde.. herkes kadar da aşıktır çingene kızı. vaktiyle bu sokaklarda genç bir adamı sevmiştir. adam  her gün iki kez  geçer bu yoldan. çingene kızı hiç kaçırmaz adamın geçişini.. ama adam onu bir kez olsun farketmez. gel zaman git zaman kız artık dayanamaz bu fark edilmeyişe ve orda olduğunu göstermek ister adama.. günlerce uğraşır ve adını hiç birzaman bilmediği notalardan bir "ezgi" hazırlar  kemanıyla.. "ezgi"  aşkı anlatacaktır, aşkına.. ve bir gün gelir, kendini de ezgisini de hazır hisseder. tüm gün yolda adamın geçeceği saatin gelmesini bekler. saat gelmiştir ama adam gözükmez. çingene kızı pes etmez, yarın sabah nasılsa geçecektir adam.. sabaha kadar bekler çingene kızı, gece cok zor gecer.. ama sabah oldugunda adam yine yoktur.. bu kez de akşam gelir diye umut eder ama gelmez adam bir türlü. çingene kızı umudunu kaybetmeden bekler, günlerce.. bir gün adam geçer o sokaktan ama omuzlar üzerinde giden bir tabut içinde.. çingene kızı tabutun üzerinde adamın resmini gördüğünde ne yapacagını şaşaırır. ne üzülebilir, ne de şaşırabilir. o günden sonra aklını yititrir..

bu sokağı mesken tutmuştur, o günden sonra.. köşedeki parkta yatıp kalkar. tüm gün sokagın bir ucundan diğer ucuna dolanır, durur.. gözlerinde, saclarında hep bir hüzün taşır.. bu sokaklarda kemanıyla "ezgi" sini çalıp, durur çingene kızı..

buralarda herkes sever çingene kızının ezgisini.. "ezgi" si hüzün yüklüdür, "söylenmemişlikler" yüklüdür tıpkı kahverengi gözleri ve kömür saçları gibi..

&&&

bazen çok geçtir. söylemek, anlatmak için çok geçtir. ve "geç olmak" , "geç kalmak"  her zaman biraz "pişmanlık" yaşır. ve "pişmanlık" her zaman canımızı yakar. 

 

           

Bugün ilk kez ne istediğimi bilemedim..

Bugün ilk kez istemeden doğru bir şey yaptım..

 

Önce kasedeki çorba titredi. Sonra elimi karabibere uzattım, yetişemedim. Ve derken tuzluk masanın öbür ucuna kaçtı. Ve şimdi de salata kaşlarını çattı. “Neler oluyor burada?” dedim. Hiç biri cevap vermedi.

 

İştahım kaçtı. Masanın başından kalkıp, odadaki kanepeye uzandım. Ama başımın altındaki yastık; bir hamlede kendini kurtarıp, yere atladı. Doğruldum. Kumandaya uzandım ama o da bana somurttu. Televizyon elini kolunu bağladı, açılmamakta ısrar etti.

 

“sizinle mi uğraşıcam” dedim, kendimi dışarı attım. Ama bu kez de adımlarım inat etti; gitmek istediğimin aksi yönde zorladılar, beni. son bir kuvvetle ileri adım attım. Yine olmadı. Yollar da düşman olmuş bana; kıvrılıp geri döndürdüler.

 

Yorgun düştüm, boyun eğdim yollara.. “peki, nereye istiyorsanız gidelim, bakalım!” dedim. Ve dosdoğru senin kapına getirdiler, beni. “hayır!” dedim. Ama geri de dönemedim. Son olarak sağ elim boyun eğmedi bana.. yukarı kalktı ve doğruca kapının zilini çaldı. “istemiyorum, yeter!” diye bağırdım. O sırada kapıyı açtın, ve;

 

-         hoş geldin! Girsene içeri.. bende seni bekliyordum, dedin.

-         Beni mi?

-         Hıhı, geleceğini biliyordum.. dedin

 

Oysa ben geleceğimi bilmiyordum.

 

&&&

 

Bugün ilk kez istemeden doğru bir şey yaptım.

  

Bugün ilk kez isteyerek yanlış bir şey yaptım..

Evin aynıydı.. tüm eşyalar aynıydı. Hiçbirini değiştirmemiştin. Hiç yabancılık çekmedim.. doğruca gidip o hep oturduğum koltuğa oturdum. Ve sen de geçip karşıma kuruldun, eskisi gibi.. anlattın var gücünle, dinledim var gücümle.. sözlerin aynıydı, gözlerin aynıydı. Ve dahası kalbin aynıydı.. sarıp sarmalandım bir an senle..

 

Ama karalıydım gidecektim.. başta koltuk izin vermedi kalkmama. Ama kurtuldum ondan.. ve kapının dışında buldum kendimi isteyerek..

 

&&&

 

Bugün ilk kez isteyerek bir yanlış yaptım..

 

Bugün ilk kez ne istediğimi bilemedim..

 

Kalabalık sokaklar, ben ilerledikçe boşaldı, bugün..amaçsızca yürümek istemedim, bugün.. ama bulamadım evimin yolunu yada evinin yolunu..

 

Ne pişman olabildim  ne de gururlu..

Kendimden ayrılıp, kendime gitmiştim birkaç tiktak önce ve peşi sıra ayrılmıştım kendimden yine.. hem de söverek bu kez..kendim  bu kadarını kaldıramazdım, tahammül edemezdi bunca kötü söze.. bir daha aklına her estiğinde dönmesin diye; kilitledim kapıları  kendimin ardından. Hiç niyetim yok; kendimin  kendimi yeniden üzmesine, izin vermeye..

 

Kendimi kalabalık sokaklara bıraktım şimdi ve nihayet kendi yalnızlığımla baş başayım..

 

&&&

 

Bugün ilk kez ne istediğimi bilemedim..

mutluluk beni ziyarete gelmiş..

topluyorum artık odamı. "yeter canım  ne bu pasaklılık" iyiden iyiye dağınık bir kız oldum çıktım ben..

önce şu yerlere serilmiş olan "kararlar" la başlasam hiç fena olmayacak sanırım. çoğunun son kullanma tarihi geçmiş. mesela şu; "kendime acı çektirmekten vaz geciyorum, artık" kararını kaç zaman önce ucuzluktan almıştım. eve getirir getirmez  bir köşede unutmuşum. bu vakitten sonra kullansam kesin zehirler. üzgünüm canım, seni de  -çöp torbasına- "bundan sonra az konuşucam", "beklemesini öğrenicem" ve "suçluluk duyacağım şeyler yapmayacam" kararlarının yanına gönderiyorum.

evet yerdekileri biraz topladım sayılır. şimdi de şu dolaptaki "hayaller" e bakmak gerek. üç-beş tanesi haricinde hepsi de eskimiş. ama olmaz ki böyle. hiç birşey üretmiyorum demek artık. ne kötü.. birkaç tanesi hariç onların da hepsini çöp torbasına gönderiyorum şimdi. bunları burada saklamak odayı kötü kokutmaktan başka bir işe yaramaz zaten.

bir de şu masanın üzerindeki "düşünce" yığınını temizlersem bir hayli toplanmış olacağım odamı. ama sanırım işin ene zor kısmı da burası. hangisi yeniydi hangisi eski bir türlü ayırt edemiyorum ki. ne kadar da iç içe geçmişler. hepsini kaldırıp atayım diyorum ama biliyorum ki içlerinden bazıları gerekli..
.
.
.
.
.

of saat kaç olmuş.. çok zaman aldı ama değdi, temizlendi odam bir hayli..
odam temizlendi ama hala karanlık..hay Allah nasıl da unutmuşum perdeler hala kapalı. şöyle bir çekiyorum perdeleri ve artık odam "umut ışığı"  ile aydınlık. odamın kapısı çalınıyor o sırada, açıyorum; mutluluk beni ziyarete gelmiş